Mad Max İncelemesi

Çocukluğumdan beri dünyanın sıradanlığından hep rahatsız olmuşumdur. Ne olurdu sanki şöyle post-apokaliptik, havanın solunamaz olduğu, etrafta mutasyona uğramış insanların kol gezdiği bir dünyada yaşasaydık.

Tam bu sıradanlıktan bıktığım sırada, babamın bir akşam eve getirdiği Mad Max VCD’si tabiri caizse beynimi yakmıştı. Petrol kavgası, Night Rider, motosikletli çılgın herifler… hiç bir şey anlayamamıştım ama nedense hoşuma gitmişti, farklıydı çünkü.

Yıllar sonra bu filmin 2. ve 3.’sü olduğunu da öğrendim. 2. film olan Road Warrior tam anlamıyla istediğim şeydi. Post apokaliptik bir evren, kuraklık ve fakirlik. En sevdiğim unsurları içinde barındırıyordu bu film. 3. filmi pek beğenmemiş olsam da 2. film Mad Max ismini benim aklıma kazıyan ve ben de şu anki yerini edinmesini sağlayan film olmuştu.

Yıllar geçti sene oldu 2015, Mad Max Fury Road sinemalardaki yerini aldı. İlk hafta kalabalık olacağını düşünerek 2. haftasında izledim ve aksiyona doydum diyebilirim. Bu filmde post apokaliptik atmosfer çok daha üst düzeydeydi. Sene olmuş 2015 olsun o kadar. Filmin çok beğenilmesi oyun dünyasının da ilgisini çekmiş olacak ki Just Cause serisinden tanıdığımız Avalanche Studios bu cevhere bir el atmış, Warner Bros’un da dağıtımcılığını üstlenmesiyle 1 Eylül 2015’de oyunumuz piyasaya çıkarılmıştı. Çıkarılmıştı ama benim gibi fakir bir öğrencide PS4 ne arar? Ben oyunu oynamak için aylarca beklemek zorunda kalmıştım.

Yavaştan incelememize gelelim. Hikayesi ile başlayalım fakat şimdiden uyarayım öyle ahım şahım bir hikaye beklemeyin çok sığ bi olay döngüsü mevcut ama akıcı sayılır. God Of War ve Spec Ops The Line oyunlarında da görmüş olduğumuz menüde ”New Game” dedikten sonra direk oyuna başlama olayı Mad Max’te de karşımıza çıkıyor. Kahramanımız ünlü arabası Interceptor ile çölde WarBoy’lardan kaçıyor.

Oyunun ilk yerinde ana kötü karakterimizi görüyoruz: ”Scabrous Scrotus”, Max ile girdiği mücadele sonrasında çok güzel bir şekilde kafasına elektrikli testereyi yiyor ama ölmüyor tabi. Ardından bize geçirdiği ilk tekmede kendimizi yerde buluyoruz. Bu sırada Max’in arabası da kaçırılıyor ve hurdaya ayrılıyor. Max aracını geri almak için her şeyi yapmaya hazır, içecek su arayışına girdiğinde karşısına kambur bir adam çıkıyor ”Chumbucket”. Bir tamirci olan Chum, Max’e yeni bir araba yapmasında yardımcı olmak istediğini söylüyor. Max de kabul ediyor ve oyun başlıyor. Bundan sonra tek amacımız Magnum Opus adlı aracımızı olabildiğince geliştirmek. Oyunun sonuna kadar arabamızı upgrade etmeye çalışıyoruz. Bunları yapmak için hurdaya ihtiyacımız var. Görev yaparak ve harita üzerinde bulunan yağmalanacak yerlere giderek bunları toplayabiliyoruz. Bu iş ciddi anlamda sabır gerektiriyor çünkü hurda toplamak kolay değil.

Oynanışa gelecek olursak araç kullanımı ilk başlarda zor geliyor ama sonrasında alışıyorsunuz ve arabanın lastiklerini geliştirdikçe kullanımı daha rahat oluyor. Arabanız can dostunuz bu arada o olmadan Wasteland’te hayatta kalmanız çok zor. Oyunun dövüş mekanikleri çok başarılı, Batman Arkham serisinden alışık olduğumuz dövüş mekaniklerine rastlıyoruz. Vuruş hissinin mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Yalnız Max biraz hantal. Yaptığınız hareketler kısıtlı ama hala zevk veriyor merak etmeyin. Yolda bi War Boy gördüğünüz zaman illaki dövmek istiyorsunuz. Oyunun grafikleri de yeni nesle çok uygun olmasa da ışıklandırma ile çok başarılı göründüğünü söyleyebilirim. Hele oyun içinde rastgele zamanlarda meydana gelen fırtınalarda çakan şimşeklerde bir görsel şölen sizi bekliyor. Tabi şimşek çakınca bitiyor o şölen. Geriye kalan tozdan rüzgardan bir şey göremiyorsunuz çünkü. Fırtınalar çok tehlikeli olmasına rağmen çoğu zaman etrafta savrulan kutularla karşılaşıyorsunuz. Bunları kırdığınız taktirde içinden bolca hurda çıkıyor.

Magnum Opus’u biraz geliştirdikten sonra fırtınalı havalarda bolca gezmenizi tavsiye ederim. Magnum Opus’u geliştirmekten bahsetmiştim ama aynı zamanda Max’i de upgrade edebiliyoruz. Çeşitli görünümler sağlayabiliyoruz. Uzun saç sakal kombinasyonları falan sadece kozmetik için olsa da eldiven, ceket, cephane koyacak kemer gibi eşyalarımızı geliştirdikçe Max’de oldukça güçleniyor. Max’i geliştirmek için de gene hurdaya ihtiyacınız var zira oyunda en önemli şey ”hurda”. Oyunda kayda değer fazla karakter yok. Harita bölgelere bölünmüş ve her bölgenin bir sahibi var. Bu bölgelerdeki çeşitli aktiviteleri tamamlayarak o bölgedeki düşman aktivitesini sonlandırıyoruz ya da daha doğrusu en aza indiriyoruz. Çünkü tamamen ele geçirmiş olduğunuz bir bölgede bile gezseniz karşınıza düşmanlar çıkabiliyor. Aslında dürüst olmak gerekirse oyun bazen tekrar edebiliyor kendini. Bir süre sonra sıkılabiliyor insan, ama yazının başında da belirttiğim gibi Mad Max’in bende yeri çok ayrı olduğundan oturdum ve saatlerce oyunu %100 bitirmeye kastım ama beceremedim gerçi çünkü ben bile sıkıldım.

Eğlenceli ama yan aktivitelere fazla abanırsanız sıkma potansiyeli yüksek bir oyun. Size şimdiden iyi oyunlar. Son olarak motto’mu da yazıp yazımı bitireyim: ”Geç olsun güç olmasın”.

1 Yorum

  1. Hayatım boyunca okuduğum en boktan inceleme.

    Cevapla

Yorum Yaz

Mail adresi kullanıcılara gösterilmeyecektir. Zorunlu alanları doldurmayı unutmayın *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Lost Password

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

Sign Up

Canlı Yayındayız ! Hemen İzle
CURRENTLY OFFLINE